KARA KLANIN YAPISI

Her toplum belirli sosyal sınıflardan oluşur ve bu sınıflar arasında, keskin sınırlarla belirlenmiş olmasa bile, belli ayrımlar vardır. Bu ayrımları, söz konusu grupların ahlaki değerleri, yaşam stilleri, dünyaya bakış açıları, kültür birikimleri ve maddi imkanları gibi belli başlı unsurlar belirler. Toplumun 'önde gelen sınıfı' içinde yer alan bir kısım genellikle, yaşam tarzı ile daha dejenere bir yapı sergilerken, halkın büyük çoğunluğu ise bu dejenarasyondan mümkün olduğunca korunmaya ve uzak durmaya çalışır. Önde gelenler olarak tanımlanan bu kişilerin birçoğunun genel özelliği, sahip oldukları imkanlar -zenginlik, makam, mülk, güzellik, şöhret gibi- nedeniyle şımarıklığa kapılmaları ve dejenere bir hayatın öncüleri olmalarıdır.
Allah Kuran'da bize, tarih boyunca pek çok toplumun önde gelenlerinin din ahlakına karşı yoğun bir mücadele verdiğini haber vermiştir. Allah İsra Suresi'nde şu şekilde bildirmektedir:
Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz. (isra Suresi, 16)
Bir başka ayette ise inkar edenlerin din ahlakının yayılmasına karşı her türlü imkanlarını seferber ettiklerini Allah bize şöyle bildirmiştir:

Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah'ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. (Enfal Suresi, 36)


Kara klanın en önemli özelliklerinden birisi de, üye yelpazesinin çok geniş olmasıdır. Diğer ülkelerde bol miktarda örneğini gördüğümüz gibi, kendilerini sanatçı olarak tanımlayan oysa sanatla değil gayrı ahlaki yaşam tarzlarıyla gündemde olanlar, dünya medyasının kilit noktasındaki kimi kişiler, dünya ticaretini menfaatleri doğrultusunda yönlendirenler ve hatta devletlerin çeşitli kurumlarında yer alan bazı kişiler, bu klanla birlikte hareket ederler. Ancak şunun da vurgulanması gerekir ki, sanat ve medya dünyasına, devletin bazı kurumlarına sızan bu kişilerin varlığı, bu alanlarda değerli ve dürüst insanların çalıştığı ve onların da bu kara klanın faaliyetlerinden rahatsızlık duyduğu gerçeğini unutturmamalıdır.
Klanın mevcudiyetini koruyabilmesinin temel nedenlerinden biri, en üst seviyeden en alt seviyeye kadar hemen her yerde mensubunun bulunmasıdır. Bu kişilerin yetiştiği ortamlar, içinden geldikleri aile yapıları, sahip oldukları kültürler ufak tefek farklılıklar gösterebilir, ancak bu kişiler tek bir düşünce çevresinde kenetlenmişlerdir; klanın ahlaksızlığını devam ettirebilmek ve bu ahlaksızlıklardan kendilerine menfaat sağlayabilmek. Ayrıca bu kişileri birarada tutan önemli bir diğer unsur da ahlaklarının benzer olmasıdır.
Allah bize Kuran'da bu kişilerin sahip olduğu ortak ahlak özellikleri şöyle bildirmiştir:


Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık, alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik; mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye, kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen. (Kalem Suresi, 10-16)


İlerleyen bölümlerde kara klan ile ilgili yer vereceğimiz bilgileri incelerken, ayetlerde bildirilen bu ahlakın göz önünde bulundurulması son derece önemlidir. Bu, klan üyelerinin ruh hallerinin daha yakından tanınabilmesi için gereklidir.
Ayrıca klan içerisinde belli bir hiyerarşik yapı söz konusudur. Klanın liderleri ve onlara tabi olanları vardır. Ancak özünde, klan üyeleri tek bir vücut olarak, son derece örgütlü bir şekilde hareket ederler. Her üyenin sorumluluğu ve bu sorumluluğunu ne şekilde yerine getireceği bellidir. Üyeler arasında açıkça ilan edilmemiş olmasına rağmen herkes tarafından gayet iyi bilinen bir iş bölümü söz konusudur. Örneğin, klan üyelerinden birisi süslü sözlerle ve felsefi terimlerle dejenerasyonu överken, bir diğeri yaşamıyla övülen bu modele örnek teşkil eder. Diğer bir üye ise, yaptığı ahlaksızlıklar veya işlediği suçlar nedeniyle bu kişinin başının derde girmesi durumunda onu korumakla yükümlüdür. Kimi üyeler bazı basını kullanıp lehte propagandalarla kişiyi korurken, bazıları da devlet içindeki güçlerini kullanarak bu kişiyi potansiyel tehlikelerden korurlar. Koruma mekanizması, ilerleyen bölümlerde de değineceğimiz gibi, klanlaşmanın en vurucu özelliklerinden birisidir ve klanın devamını sağlar.


Klanın İçindeki Kirli Dayanışma


Ahlaki dejenerasyonun ardındaki bu gruplaşma biraz daha yakından incelendiğinde, üyeler arasındaki gizli dayanışma hemen dikkat çeker. Sosyolojide yapılan klan tanımlarında bu noktaya özellikle dikkat çekilir. Örneğin Grolier International America Ansiklopedisi'ne göre klanın ana kurallarından birisi, 'klan üyelerinden birine yapılan saldırı herkese yapılmış sayılır' kuralıdır.21 Bu nedenle klan mensupları, aralarındaki çeşitli farklılıklar ve hatta çatışmalara rağmen, kara klanın ideolojisine aykırı hayat yaşadığına inandıkları "ortak düşman"a karşı güçlü bir dayanışmaya sahiptirler. Bu dayanışmanın temelinde kuşkusuz, varlığını devam ettirebilme içgüdüsü vardır.


Klanın en büyük korkusu yaşam sahasının elinden alınmasıdır. Bu korku, kara klanın üyelerinin büyük bir dayanışma içine girmelerine neden olur. Klanın saldırıları da savunmaları da ciddi bir dayanışma içerisinde gerçekleştirilir. Tehlike olarak görülen unsurlara karşı, klan üyelerinin tümü birlik olurlar. Ve tehlikenin bertaraf edildiğinden emin oluncaya kadar, birlik içinde hareket ederler.
Dünyanın pek çok ülkesinde karşılaşılan ve dünya basınında da yer alan bazı olaylar hatırlandığında bu dayanışmayı zihninizde canlandırmanız daha kolay olacaktır. Örneğin şöyle bir düşünün, bugüne kadar 'büyük haber' başlığı altında, dünyanın çeşitli ülkelerinde kaç fuhuş pazarlığının, kaç uyuşturucu ticaretinin ifşa edilip halka duyurulduğuna şahit oldunuz. Kimbilir kaç ülkede kaç rüşvet şebekesinin yakalanışını izlediniz. Belki de 'fuhuşa darbe', 'mafyaya son', 'hukukta temizlik', 'temiz eller' gibi başlıklarla duyduğunuz bu uluslararası haberlerin bir kısmı, size 'dünyada artık pek çok şeyin düzeleceğine' dair ümitler de verdi. Şimdi bir daha düşünün, bunların kaç tanesi gerçekten beklediğiniz gibi sonuçlandı? Deşifre edilen hangi fuhuş pazarlığı daha büyük bir ticaretin ortaya çıkarılmasını sağladı? Yakalanan uyuşturucu şebekeleri kaç tane uyuşturucu ağını gerçekten çökertti? Rüşvet alırken veya verirken yakalanan kişiler, hangi mekanizmanın tamamen hak ve hukuka göre işler haline gelmesine neden oldu? Bu sorulara vereceğiniz cevap, büyük ihtimalle, hemen hemen hiçbiri olacaktır. Çünkü bu vakalar -herşey net ve açık olmasına rağmen- klanın 'gizli elleri' tarafından bir şekilde örtbas edilir.


'Hızlı örtbaslar' kara klanın dayanışmasının en çarpıcı örneklerindendir. Tüm delillere, şahitlere ve ispatlara rağmen suçların üzeri örtülür. Herhangi bir şekilde klanın suçlarının ve skandallarının açığa çıkacak olması, karanlık teşkilatın bir anda alarma geçmesine neden olur. Kirli bir savunma atağı başlar. İlk olarak, uygun bir haberleşme ağı ile mümkün olduğunca çok klan üyesine gelişmeler haber verilir. Kısa sürede gerekli tüm kişiler haberdar edilmiş olur. Kalan kişilere ilgili mesajın ulaştırılması ise, bazı basın kuruluşları içinde yer alan klan üyelerinin sorumluluğundadır. Gazete ve televizyonlarda olayı kınıyormuş gibi gözüken, ancak aslında klanın koruma ve dayanışma iç güdüsünü harekete geçirecek olan haberler yayınlanmaya başlanır. Klan gerektiğinde, devlet kurumları içerisine sızmış birtakım adamlarını da kullanarak, emniyet birimlerini ve adaletin işleyişini de klanın menfaatleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışır. Bunun için son derece sinsi politikalar izlenir.


Çünkü örtbas edilmeyen her olay, daha büyük bir olayın açığa çıkmasına neden olabilir. Bazen bir uyuşturucu kullanıcısının yakalanması, kimi zaman fuhuş yapan bir kişinin göz altına alınması, kimi zaman da bir haksız gelirin deşifre edilmesi, klanı tedirgin etmeye yeter. Nasıl ki vücudun bir yerinde bir rahatsızlık oluştuğunda, bu, tüm vücuda sıkıntı verirse bir fahişenin, bir uyuşturucu müptelasının, bir dolandırıcının, bir rüşvetçinin ya da bir katilin yakalanması klanda büyük rahatsızlığa neden olur. Bir kişinin yakalanması belki de yüzlerce, binlerce insanı rahatsız eder. Yakalanan kişinin her zaman için tanıdığı ve bildiği diğer kişileri ele verme tehlikesi vardır. Ele verilen kişi de bir başkasını ele verebilir. O da bir diğerini ve böylece zincirleme bir reaksiyon ile bir anda klanın tüm örgütlenmesi ortaya çıkabilir, kirli işlerin hepsi deşifre olabilir. Hepsinden önemlisi, klan üyelerinin her biri tek tek bu durumdan zarar görebilir.
Bu tarzda bir zincirleme çözülme tehlikesine karşı, olayın bir an önce örtbas edilebilmesi için klan üyelerinin hemen hepsi devreye girerler. Bu nedenle, bu tarz haberler klan üyeleri tarafından yakından takip edilir. Klan her gelişmeden, kendi aleyhinde olabileceğini düşündüğü için tedirginlik duyar. Bundan yaklaşık 10 yıl kadar önce İtalya'da "temiz eller" operasyonunun başlamasına neden olan P2 skandalının ortaya çıkışında yaşanan gelişmeler bu duruma bir örnektir. Sadece Licio Gelli'nin yasa dışı faaliyetlerinin polisin dikkatini çekmesi, tüm P2 mason locasının faaliyetlerinin deşifre olmasıyla sonuçlanmıştı. Gelli, P2'nin büyük üstadıydı. Onun kara para bağlantılarını araştıran emniyet birimleri, villasındaki özel bölümlerde arama yapmaya karar verdiler. Bu aramada Gelli'nin üstadı bulunduğu locanın yüzlerce üyesinin listesi ve bunların mafya, uyuşturucu ve kara para aklama yönündeki gizli işlerini ortaya koyan dokümanlar ortaya çıktı. Klanın tek bir üyesinin yakalanmış olması, tüm bir şebekeyi çökertmişti. Bir listenin ele geçirilmesi ile başlayan olaylar, kısa bir süre içinde bütün ülkeyi sarsan bir skandallar zincirine dönüşmüş, kara klanın çıkar ilişkileri açığa çıkmaya başlamıştır. Tamamen deşifre olma endişesine kapılan kara klanın bu durum karşısında aldığı tedbirler ise son derece sert olmuştur. Olayı araştıran bazı yetkililerin çeşitli saldırılara maruz kalmaları, hatta bazılarının suikastlerin hedefi olmaları kara klanın, tedirginliğe kapıldığında neler yapabileceğini ve suçlarını örtbas edebilmek için hangi yöntemlere başvurabileceğini gösteren önemli örneklerdir.
Kara klan üyelerinin bu tedirgin ve hastalıklı ruh hali Kuran'da bildirilmiş olan bir ruh halidir. Münafıkların özelliklerinin anlatıldığı bir ayette, bu kimselerin her gürültüyü kendi aleyhlerinde sandıkları bildirilmektedir:

Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar. (Münafikun Suresi, 4)



Klan dayanışması yalnızca menfaate dayalı, bencil bir dayanışmadır. Zaten Darwinist zihniyet de bunu gerektirir.

Öte yandan klan dayanışması, 'bana da zarar gelebilir' endişesi ile gelişen zaruri ve içgüdüsel bir dayanışmadır. Bu dayanışmanın temeli vefa, fedakarlık, sadakat ve sevgi gibi dinden kaynaklanan ahlaki erdemlere değil, suç ortaklığına dayanır. Tehlike olmadığı zamanlarda ise, klan üyeleri neredeyse birbirlerinden nefret ederler, hatta çoğu zaman kendi deyimleriyle "birbirlerinin kuyusunu kazar"lar. Klan içinde tüm ilişkiler ve insanlar arası diyaloglar menfaate dayalıdır. Dolayısıyla dışarı karşı birlik gibi gözükse ve davransalar da, kendi içlerinde paramparçadırlar.
Aslında tüm bunlar Allah'ın Kuran'da bize detayları ile bildirdiği inkarcı karakterinin ve inkar eden toplumun özellikleridir. Bunu haber veren bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

 

Onlar, iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir. (Haşr Suresi, 14)

 

 


Aslında menfaate dayalı dayanışma anlayışı, klanın sahip olduğu Darwinist ideoloji ile de birebir örtüşmektedir. Darwinist dogmaya göre de, sözde "doğanın bir kanunu" olarak canlılar birbirleri ile ancak çıkarlarına uygun olduğunda yardımlaşırlar. Bunun dışında ayakta kalabilmek için sürekli birbirleri ile mücadele halinde olmaları gerektiğine inanırlar ve bu mücadelede her yolu meşru görürler.


Dünyadayken bu halde olan klan dayanışması, ahiret gününde ise tam anlamı ile çökecektir. Klan üyeleri o gün birbirleri ile dayanışmaya güç yetiremezler, yaşamları boyunca inkarcılıkta birlik olanlar ve iyiler aleyhine ittifaklar kuran bu kişiler ahiret gününde asıl gerçek ile yüzyüze geleceklerdir. Bugün onlar Allah'ın kendilerine vereceği karşılığa teslim olmuşlardır. Allah, bu durumu şöyle haber vermiştir:


(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?" Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır. Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: "Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler. (Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mümin kimseler değildiniz. Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz. Böylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azab va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız. Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik." Artık o gün onlar azabda ortaktırlar. (Saffat Suresi, 25-33)


Tüm bu bilgiler bize açık bir gerçeği göstermektedir: Bu dayanışmanın kökeninde her insanın bilinç altında yer alan kendi nefsini koruma içgüdüsü vardır. Kişilerin kendilerini koruma güdüleri, yapılan kirli işlerin büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Bu yüzden savunmaları da çoğu zaman saldırganca olur. Bu savunmalar, rakipleri hakkında yalan ve iftiralarla dolu karalama kampanyalarına da dönüşebilir.


Klan Üyelerinin İçinde Yaşadıkları Daimi Korku



 

Kendisi hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koştuklarından dolayı küfredenlerin kalplerine korku salacağız... (Al-i İmran Suresi, 151)

Kara klanın en karakteristik özelliklerinden birisi de, üyelerinin sürekli korku içinde yaşamasıdır. Daha önceki bölümlerde, klan üyelerinin deşifre olmaktan, hayat tarzlarının değişmesinden (yani ahlaksızlık yapamayacak olmaktan), menfaatlerinin zedelenmesi ihtimalinden çok korktuklarını belirtmiştik. Klan mensuplarının her gelişmenin kendi aleyhlerine olabileceğini düşünmeleri, her an yaptıkları ahlaka aykırı davranışların ve işledikleri suçların deşifre olması ihtimali ile yaşamaları, şizofrenik bir ruha sahip olmalarına neden olur. Klan üyelerinin bu ruh hallerini daha iyi anlayabilmek için söz konusu korkularını şu maddeler altında toparlayabiliriz:
1. Kara klan üyelerinin en bilinen korkularından birisi klan içindeki yerini kaybetmek ve yalnız kalmaktır. Çünkü yalnız kalmak demek, toplu olarak elde edilen menfaatlerden artık pay alamamak demektir. Üstelik yalnız kalan bir klan üyesi varlığını devam ettiremez. Klanın desteğini ve korumasını kaybetmiştir, bu da kısa sürede yaptıklarının açığa çıkacağı, ezilip yok olmaya başlayacağı anlamına gelir. Bu nedenle klan üyelerinin her biri yalnız kalmamak için elinden geleni yapar. Yalnız kalmaktansa diğer klan üyelerinin her türlü ahlaksızlığına, suçuna ve çirkinliğine ortak olmayı, bunları var gücüyle savunmayı tercih eder. Zaten bu suç ortaklığı nedeni ile klan üyeleri birbirlerine mahkum olduklarını düşünürler.


2. Önemli klan korkularından bir diğeri ise, daha önce de sık sık vurguladığımız gibi, menfaat kaybetme korkusudur. Kara klanda dini inanç olmadığı için, hayatın tek amacı dünyevi değerlerdir. Güçlü bir makam ve mevkiye sahip olmak, geniş maddi imkanlar elde etmek klan üyeleri için herşeyden daha önemlidir. Bu insanlar için sabır, fedakarlık, sadakat, güzel ahlak bir anlam taşımaz. İnsanlara da ahlaklarına göre değil, maddi varlıklarına göre değer verirler. Dünyanın en ahlaksız insanlarına karşı dahi, eğer bu insanlar zengin ve güçlüyse üstelik kendilerine de çeşitli imkanlar sağlayacaklarsa, büyük saygı gösterirler. Öte yandan dürüst ve namuslu olduğuna emin oldukları bir kişiye, eğer yeterince güç ve imkan sahibi olmadığını veya kendilerine çıkar sağlamadığını düşünüyorlarsa, hem değer vermez hem de gerektiğinde ona karşı çok acımasız olabilirler. Bu, onların ahiretin varlığına iman etmemeleri, herşeyin yalnızca bu dünyadan ibaret olduğunu sanmaları nedeniyledir. Kendi sapkın anlayışlarına göre, "eğer yaşam sadece bu dünyadan ibaretse, o zaman bu hayatın tüm imkanlarından sonuna kadar faydalanmaları" gerekir.
Bu zihniyetteki insanların dünya hayatına olan bağlılıkları ve nasıl büyük bir yanılgı içinde oldukları ayetlerde şöyle haber verilmiştir:


Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler. Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık ararlar). İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler. (İbrahim Suresi, 3)
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)


3. Gizlilik ve ketumiyet, klanın en önemli prensiplerinden biridir. Herkes birbirinin suçunu, ahlaksızlığını saklamakla kendisini sorumlu hisseder. Başkasını korumak aslında kişinin kendisini koruması demektir. Bu yüzden kendi yaptıklarının açığa çıkmaması için gösterilen çabanın aynısı diğer klan üyeleri için de gösterilir. Bu da, klan üyelerinin en ciddi korkularından birisinin kendi ahlaksızlıklarının açığa çıkması olduğunu gösterir. Kendi suçlarının afişe olması düşüncesi bile onları tedirgin etmeye yeter. Bu, onlar için en büyük kabustur. Çünkü klan üyeleri toplum içinde kendilerini itibarlı ve saygın kişiler olarak göstermek ister, bu şekilde toplum içinde kabul görebileceklerini bilirler. Kara klanın her bir üyesi her türlü sahtekarlığı, yalanı, aldatmacayı uyguladığı halde, kendisini masum ve mazlum göstermeyi hedefler. Bu masum imajının zarar görmesinin, menfaatleri açısından çok tehlikeli olacağının farkındadır.


4. Elbette kara klan için tüm bu korkuların ötesinde, sahip olduğu herşeyi temelden kaybedeceği bir sosyal değişim korkusu vardır. Bu, tüm korkulardan daha ağır basar. Klanın korku duyduğu en önemli değişiklik; ahlaksızlıkları, haksızlıkları, adaletsizleri tamamen ortadan kaldıracak olan din ahlakının topluma hakim olmasıdır. Böyle bir değişiklik olması, klanın bir daha hiçbir şekilde faaliyet gösterememesi anlamına gelir. Bu gerçek tarih boyunca var olmuş tüm kara klanlar için geçerlidir. Geçmişte de, kara klanın samimi dindarlardan ve din ahlakını yaymak için çaba gösteren müminlerden son derece tedirgin olmasının ve hatta korkmasının temelinde de bu vardır. Bir ayette şöyle buyrulur:
Herhalde içlerinde 'dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından' siz, Allah'tan daha çetinsiniz. Bu, şüphesiz onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları' dolayısıyla böyledir. (Haşr Suresi, 13)

 

 

 

 

 


 

David Roberts, Sina Dağı'na çıkış, Alber Müzesi, Londra

Ayette de açıkça bildirildiği gibi, Allah'ın dinine karşı savaş açmış durumdaki insanlar, samimi müminlerden, diğer bir deyişle iman edenlerin din dışı sistemlere karşı yürüttükleri fikri mücadeleden, çok korkarlar. Oysa Kendisi'nden korkulması gereken tek varlık Allah'tır. Klanın mensupları, Allah'tan, O'nun makamından ve ahiret gününde verecekleri hesaptan değil, içinde bulundukları derin gaflet ve cehalet nedeniyle müminler tarafından ideolojilerinin yok edilmesinden korku duyarlar.


5. Tüm bunların yanında klan üyelerine dehşet salan başka bir korku daha vardır: 'Klanın otoritesi' Kara klan için insan sayısı önemli bir güçtür. Klan, sayısını sürekli artırmak ister. Ne kadar çok insan gücüne sahip olursa, klanın yaptığı propagandanın çapı o kadar geniş olacaktır. Herhangi bir tehlike durumunda da, bu bireylerin her biri klan için faaliyet gösterebilecek, muhalif sesler kolaylıkla bastırılabilecek dolayısıyla da klan kendini daha rahat koruyabilecektir. Bu yüzdendir ki, herhangi bir kişi klanın düzenine en ufak bir şekilde bile karışmış olsa, klan bu kişiyi hızla içine çeker ve bir daha da kendisinden ayrılmasına müsaade etmez.
Kötülükte kurulan ortaklıklarla yapılanan klanın kirli işlerine dahil olan bir kimse, bundan sonra istese de kolay kolay bu sistemden kopamaz. Kara klanın kendine has bir otorite, şiddet ve baskı anlayışı vardır. Klan içinde tıpkı ilkel Afrika kabilelerinde olduğu gibi acımasız kurallar hakimdir. Klanın en acımasız ve saldırgan olduğu durumlardan birisi de, kendi içinden bir kişinin farklı bir yol izlemeye kalkıştığı anlardır. Tek bir kişinin bile klandan ayrı bir yolu seçmek istemesi, kara klanın geleceği için büyük tehlikelere neden olabilir. Bu kişinin her zaman için klanın yapısını itiraf ve deşifre etme ihtimali vardır. Bu nedenle böyle bir girişimde bulunan kişi kara klan tarafından çok zor durumda bırakılır.


İzlediğiniz haberlerde, çeşitli dünya ülkelerinde, şahit olduğu çirkinlikleri itiraf etmeye ve klanın yaptıklarına engel olmaya kalkanların nasıl bir sona uğradıklarını görmüşsünüzdür. Bu örnekler klanı deşifre etmek isteyen kimi insanların, çoğu zaman mahkeme salonlarına geldiklerinde ya da tanıklıklarına ihtiyaç duyulduğunda bundan vazgeçmelerine neden olmaktadır. Pek çok ülkede uygulanan "tanık koruma programları" dahi söz konusu kişilerin cesur davranmalarına yeterli olmamaktadır. Elbette, Allah korkusu olmayan ve Allah'a tevekkül etmenin sırrını bilmeyen, dünya hayatına bağlı bir kişi böyle bir cesaret gösteremez.


Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli biz azab vardır. Onların tasarladıkları 'boşa çıkıp bozulur'. (Fatr Suresi, 10)
Rablerini inkar edenlerin durumu şudur: Onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremezler. İşte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur. (İbrahim Suresi,18)

21. Grolier International America, Cilt 9, Sf. 29