KARA KLANIN MÜCADELE YÖNTEMLERİ


Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler. Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık ararlar). İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler. (İbrahim Suresi, 3)

Bir önceki bölümde kara klanın kendi içindeki dayanışmasını, örtbas yöntemlerini, kurduğu kirli sistemi detaylı olarak inceledik. Bu dayanışmanın gücü, kara klanın korunma ve savunma mekanizmalarında da etkisini gösterir. Söz konusu klan, mevcut yapısını korumak, gücünü kaybetmemek ve olası tehlikeleri önleyebilmek için oldukça karmaşık ve kapsamlı bir savunma mekanizması oluşturmuştur. Bu mekanizmanın en önemli bölümünü, klanın kendisine karşı tehdit olarak gördüğü unsurları etkisiz hale getirmek, hatta ortadan kaldırmak oluşturur. Bu noktada, klanın düşman olarak değerlendirdiği kimselerin milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, güzel ahlakı, adaleti, hakkı ve doğruyu savunan kişiler olduğunu vurgulamak yerinde olacaktır. Çünkü bu kişilerin varlığı ve savunduğu değerler, klanın kirli düzenini devam ettirmesinin önündeki en büyük engellerdendir. Bu insanlar, onların temsil ettikleri her türlü kötülüğün karşısında cesaretle duran, klan üyelerinin tüm karanlık faaliyetlerini deşifre eden kimselerdir.


Nitekim Rabbimiz'in Kuran'da bildirdiği, "Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını görürsün. Yapmakta oldukları ne kötüdür" (Maide Suresi, 62) ayetiyle, klanın iki büyük özelliğine işaret edilmektedir: Günahın körüklenmesi ve din ahlakını yaşayanlara düşmanlık.
Unutmamak gerekir ki, tarihin her döneminde, insanlara büyük sıkıntılar çektiren, zulüm, haksızlık ve adaletsizlik üzerine biraraya gelmiş menfaat çevreleri olmuştur. Bu çevreler, yaşadıkları dönem içinde inkarın yaygınlaşması, ahlaksızlığın mümkün olduğunca yayılması için gayret etmişlerdir. Allah, bu düzenin tarih boyunca varolageldiğini bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirmektedir:


Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler. (Zariyat Suresi, 53)
Ve her zaman bu insanların karşısında, Allah'a iman eden, güzel ahlaklı, cesur ve sabırlı kişiler yer almıştır. Kötünün karşısında yer alanlar, ne pahasına olursa olsun kötülüğün sona ermesi, yeryüzüne güvenlik ve huzurun hakim olması için çaba göstermişlerdir. Günümüzde de kara klan kötülüğün en önde giden temsilcisidir. Ve bugün de, tıpkı geçmişte olduğu gibi, iyi olanlarla arasında fikri bir mücadele vardır. Klanın mensupları iyiliğin temsilcisi olan vicdanlı, imanlı, güzel ahlaklı, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan insanlarla uğraşmakta, onları yıldırmak ve elimine etmek için çaba göstermektedir. Klanın vicdanlı ve güzel ahlaklı insanları hedef almasının temelinde ise, bu kişilerin güzel ahlakta kararlı olmaları vardır. Allah Kuran'da bu gerçeği bize şu şekilde bildirmiştir:


Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!" demekten başka olmadı. (Araf Suresi, 82)



Bu temsili tabloda, hayvanlar ve insanlar, Hz. Nuh'un Rabbimiz'in ilhamıyla inşa ettiği gemiye binerlerken resmedilmişlerdir.

Allah'ın ayette buyurduğu gibi, temiz ve güzel ahlaklı kalmak, inkar edenlerin fitnelerinden ve telkinlerinden sakınmak isteyen insanlar kara klan tarafından kesinlikle sevilmezler. Klan kendi ahlaki yapısına dahil olmayan her kişiyi, sistemin devamına engel olabilecek potansiyel bir tehlike olarak görür.
Kara klanın, ahlaksızlıkları, sahtekarları, katilleri, uyuşturucu satıcılarını, fuhuş yapanları, silah kaçakçılarını ve her türden karanlık insanı bünyesinde barındırmasının ve bu insanları her koşul altında korumasının ana nedenlerinden biri de bu tarihi mücadeledir. Bu üyeler, klanın varlığını devam ettirebilmesi için kullanılırlar. Dünya genelinde ahlaki çöküntü yaşayan toplumlarda görüldüğü gibi, kimi medya kuruluşlarında, güvenlik birimlerinde, adalet sistemi içerisinde bu şebekenin koruyuculuğunu üstlenen ve tanıtımını yapan kişiler de klanın savunmasında önemli rol üstlenmişlerdir. Bu kişiler, hem bu şebekenin icraatlarını, ahlaksızlıklarını, sapkınlıklarını, cinayetlerini örtbas etmekte hem de kendilerine çıkar sağlamaktadırlar. Üstelik bunlar, gerektiğinde klanı temize çıkarmak için değerlendirilir, türlü entrikalarda, düşmanları saf dışı etmek için bir tür maşa gibi kullanırlar.
Klanın savunma mekanizması içinde görev yapanlar iki ayrı gruptan oluşur. Bunlardan birincileri lider konumunda olan ve kirli organizasyonları üstlenen kimselerdir. Bunlar ahlaksızlığın, fuhşun, uyuşturucu ticaretinin, silah kaçakçılığının, çatışmaların ve kargaşanın üzerinden menfaat sağlayan, dolayısıyla da insanları dejenerasyona özendiren, bunun için teşvik eden çevrelerdir. Her türlü günah ve ahlaksızlığın reklamını yapanlar, insanları ahlaksız olmanın meşru olduğuna inandıranlar da bunlardır. İkinci grup ise, hayatlarını devam ettirebilmek için klanın ayakta kalmasına ve klanın liderleri tarafından korunmaya muhtaç olan kimselerdir. Bunlar tamamen klanın kontrolündedirler. Klanın liderlerinin sözünden çıkmaz, onların yönlendirmeleriyle hareket ederler. Klan içindeki görevlerinden biri de, klanın düşmanları ile mücadelede ön safhalarda yer almalarıdır.
Klanın hiç farkında olmadığı bir gerçek ise, hakka karşı batılı savunanların yenilgiye mahkum olduklarıdır. Allah, Kuran'da inkarcıların mücadelesinin batıl bir mücadele olduğunu ve bu mücadeleyi tarih boyunca pek çok inkarcının üstlendiğini ve hepsinin yenilgiye uğradığını şöyle bildirmiştir:


Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık Benim cezalandırmam nasılmış? (Mümin Suresi, 5)


Görüldüğü gibi, inkarcıların ana amaçlarından birisi din ahlakını anlatanların bu çalışmalarını engellemeye çalışmaktır. Kara klan tarih boyunca, kendi düzeninin karşısında olduğunu düşündüğü kişileri haksız yere yakalayıp tutuklatmaya, yurdundan sürmeye ve hatta öldürmeye dahi kalkışmıştır. Kara klanın, düşman olarak gördüklerine karşı tarihte en sık kullandığı yöntemlerden biri ise komplodur.


Klanın Önemli Taktiği: Komplo


İnkarcıların iman edenlerin aleyhinde komplolar kurdukları Kuran'da bildirilen bir gerçektir. Allah Kuran'da inkarcıların komplocu karakterlerine dikkat çekmiştir. Pek çok ayette insanları Allah'tan ve din ahlakından uzaklaştırmak için tuzaklar kurup planlar yaptıkları haber verilmiştir. Allah, Enam Suresi'nin 123. ayetinde şöyle buyurmuştur:
Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli-düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar. (Enam Suresi, 123)



(Peki) Onlar, Allah'ın gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar mı?
(Bakara Suresi, 77)

Allah Kuran'da, "Buna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz." (Müminun Suresi, 67) ayetiyle inkarcıların geceleri yaptıkları gizli toplantılara dikkat çekmiş ve bu toplantılarda iman edenler aleyhine çeşitli komplolar planlandığını, tuzaklar kurulduğunu bildirmiştir. Gizli toplantıların çoğunda hayır olmadığı ve bu toplantılarda genellikle huzuru ve düzeni bozacak ve insanlara zarar verecek girişimlerin konuşulduğu Allah'ın bildirdiği bir başka gerçektir. (Nisa Suresi, 114; Mücadele Suresi, 9-10) İnkarcıların gizli gece toplantılarını tercih etmelerinin nedenlerinden birisi ise, gecenin karanlığının yaptıklarını örtüp gizleyeceğini düşünmeleri, böylece deşifre olma ihtimallerinin daha az olduğuna inanmalarıdır. Oysa bu toplantıları yapanlar gecenin en karanlık saatini de seçseler, hiç kimsenin bilmediği en ücra ve gizli mekanlarda da buluşsalar, Allah onların yaptıkları planı en ince ayrıntısına kadar bilendir. Ve onlar insanların aleyhine bir tuzak kurarlarken, Allah da onların tuzaklarını altüst edecek kusursuz bir plan kurmaktadır. Allah bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

 


Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken' onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır. (Nisa Suresi, 108)


Komplo kurmak kara klanın da en başarılı olduğu ve "tehlike gördüğü" anlarda en sık başvurduğu yöntemlerdendir. Düzenledikleri gizli toplantılarda kendileri ve sistemleri için oluşabilecek tehlikeleri bertaraf etmek için ince planlar kurarlar. Kurdukları tuzağın eksiksiz olarak işlemesi için gerekli gördükleri tüm tedbirleri alırlar. Komplolarının hedefe ulaşabilmesi için gerektiğinde suni ve sahte deliller oluşturabilir, yalancı şahitler aracılığı ile akıl almaz senaryoları hayata geçirebilirler. Bu amaçla kullanılabilecek kişileri bulmak klan liderleri için hiç zor değildir. Çünkü klan içinde, ihtiyaç olduğunda kullanılmak üzere yeterince insan barındırılmaktadır.


"Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın." (Yusuf Suresi, 9-10)
Hz. Yusuf'un kardeşleri, Hz. Yusuf'a karşı duydukları kıskançlık nedeniyle kendisini öldürmeye kalkışmışlar, bu amaçla onu bir kuyuya atmışlardı.

Geçmişte yaşamış olan müminlerin hayatlarında, kara klanın kendileri aleyhine kurdukları komploların pek çok örneği vardır. Müşrikler, Peygamber Efendimiz (sav)'i yurdundan çıkarmış ve hayatına kasteden tuzaklar kurmuş; Hz. Yusuf'un kardeşleri, bencilce tutkularından dolayı, Hz. Yusuf'u bir kuyuya terk etmiş; Hz. İbrahim'in toplumu onu ateşe atmış; Firavun Hz. Musa'yı çeşitli tehditlerle yıldırmaya çalışmıştır. İnkarcıların, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) aleyhinde kurdukları tuzakları Allah bize Kuran'da şöyle haber vermektedir:


Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)


Kuşkusuz geçmişte olduğu gibi günümüzde de iman edenler, Allah yolunda çaba gösterenler, din dışı ideolojiler ile fikri alanda mücadele yürütenler inkarcıların çeşitli komploları ile karşı karşıya kalabilirler. İman edenlerin çeşitli denemelerden geçirilecekleri Allah'ın bir vaadidir. Geçmişte müminler için nasıl tuzaklar kurulduysa bunların bir benzeri bugün de kurulabilir. Bunlar samimi olarak Allah'a iman eden kimseler için büyük bir hayır ve güzel bir müjdedir. Dolayısıyla müminler kara klanın faaliyetlerini de bu bakış açısıyla değerlendirirler. Üstelik iman edenler, insanların en gizli olduğunu sandıkları anlarda dahi, Allah'ın kendilerine şahit olduğunun ve Allah bilgisi dışında kimsenin kimseye komplo kuramayacağının, plan yapamayacağının ve bu planları hayata geçiremeyeceğinin bilincindedirler. Allah bir ayette herşeyden haberdar olduğunu şöyle bildirmektedir:


Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir. (Mücadele Suresi, 7)


Bir Klan Örneği: Semud Kavminin Dokuzlu Çetesi


Dokuzlu çete olarak Kuran'da bildirilen grup, klan yapılaşmasının önemli örneklerinden biridir. Allah, Hz. Salih Peygamberin döneminde yaşamış olan bu klanın yaptığı plana ve Hz. Salih aleyhinde kurduğu tuzağa dikkat çekmiştir. Bu grubun üyelerinin en önemli özelliği kötülük ve bozgunculukta iş birliği yapmalarıdır. Hz. Salih, içinde yaşadığı toplumu Allah'a iman etmeye, Allah'ın emirlerine uymaya ve O'nun sınırlarını korumaya defalarca davet etmiştir. Ancak onlar bu çağrılara uymamışlar, üstelik Hz. Salih'e karşı son derece saldırgan bir tutum sergilemişlerdir. Hz. Salih'in din ahlakını yaymak için gösterdiği çabanın, kendi menfaatlerini zedeleyeceğini düşündükleri için de Hz. Salih'e karşı planlar yapmışlardır. Tuzak kurucuların başında ise, dönemin kara klanlarından 'dokuzlu çete' gelmektedir.
Dokuzlu çetenin kurduğu tuzak, Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

 

Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim." (Neml Suresi, 48-49)


Dokuzlu çetenin Hz. Salih'e karşı tuzak hazırlarken buna dair "Allah adına" and içmeleri çok dikkat çekici bir durumdur. Ayetteki bu ifade, çete üyelerinin kendilerini, kendi çarpık mantıkları içinde dindar gördüklerini veya en azından dindar gözüken bir üslup kulllandıklarını göstermektedir. Bu gerçek günümüzde de kara klanın üyelerinin kimi zaman dindarlık iddiasında bulunabileceğini, hatta iman edenlere karşı yürüttükleri saldırılarda sahte bir dindar söylem kullanabileceklerine işaret olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Dokuzlu çetenin kurduğu hileli düzen, tarih boyunca iman edenlere kurulan tüm tuzaklarla aynı akibete uğramıştır. Allah, kurmakta oldukları bu tuzağı onların aleyhine çevirmiştir. Bu durum tarih boyunca hiçbir klanın planlarında başarıya ulaşamadığının, bundan sonra da ulaşamayacaklarının önemli delillerinden biridir. Allah onlara verdiği karşılığı şöyle haber vermektedir:


Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır. (Neml Suresi, 50-52)


Klanın Korunma Mekanizmaları: Yalan ve İftira
İftira ve yalan, klan için önemli silahlardır. Din ahlakından tümüyle uzak olmaları, bu insanların vicdanlarını kullanmamalarına, utanma hislerini de kaybetmelerine neden olur. Dolayısıyla kendilerini korumak için karşılarında yer alan kişileri acımasızca yok etmekten, olabilecek en sinsi taktiklere başvurmaktan çekinmezler. Allah Kuran'da inkar edenlerin şeytanın ilhamı ile hareket ettiklerini bildirmiştir. Söz konusu taktikler, yalanlar, iftiralar da klan üyelerinin şeytanın telkinleri ile başvurdukları yöntemlerdir. Ayetlerde şu şekilde buyrulmuştur:


Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. (Şuara Suresi, 221-223)



Artık 'kötülüğü örgütleyip düzenleyenler', Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler? Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler. (Nahl Suresi, 45-46)

Bu taktiklerin büyük çoğunluğu Kuran'da bildirilen geçmiş inkarcı kavimlerin de başvurdukları yöntemlerdir. Allah bu kavimlerin yaptıklarından bazılarını bize haber vermiş ve bu tip örgütlenmelerin yöntemlerinden haberdar etmiştir. Örneğin Hz. Yusuf Peygamberin hayatının anlatıldığı kıssada, Hz. Yusuf'a verilen nimetler karşısında kıskançlığa kapılan kardeşlerinin, toplu olarak harekete geçtikleri ve hasetleri nedeniyle Hz. Yusuf'un canına dahi kastettikleri bildirilmiştir. Hz. Yusuf'un kardeşlerinin zihniyeti ve davranışları, kara klanın tavır ve yöntemlerinin bir örneğidir. Hz. Yusuf'un kardeşlerinin, Hz. Yusuf aleyhine kurdukları plan Kuran'da şu şekilde bildirilmektedir:


Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysaki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir. Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." (Yusuf Suresi, 8-9)



Yukarıdaki temsili resimde, Hz. Yusuf'un kardeşleri, üzerine kan sürülmüş olan Hz. Yusuf'un gömleğini Hz. Yakup'a gösterirken görülmektedir.

Hz. Yusuf'un kardeşlerinin, Hz. Yusuf'a karşı duydukları kıskançlığın temelinde babalarının Hz. Yusuf'u kendilerinden daha çok sevdiğini düşünmeleri yer almaktadır. Bu da, onlarda, klanın en çok tedirgin olduğu bir duruma, imkanlarının azalacağı ve menfaatlerinin zedeleneceği korkusuna neden olmuştur. Bu durum karşısında, kendi düşük akıllarınca, bir plan hazırlamışlardır. Buna göre, öncelikle kendilerini güvenilir insanlar gibi gösterip, babalarından Hz. Yusuf'u kendileri ile birlikte göndermesi için izin alacaklar, daha sonra da ellerinden gelen herşeyi yaptıkları halde Hz.Yusuf'u korumaya güçlerinin yetmediğini ve bir kurdun Hz. Yusuf'u kapıp götürdüğünü söyleyeceklerdir. Bu planlarının gerçekçi gibi görünmesi sahte bir kanıt üretmeyi de unutmamışlardır. Ayetlerde şu şekilde buyurulur:


Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler. Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin." Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (Kendisi'nden) yardım istenecek olan Allah'tır." (Yusuf Suresi, 16-18)


Bu hain planı kurduktan sonra, babaları Hz. Yakub'a ağlayarak gelmeleri ve doğruyu söylediklerinde ısrar etmeleri, çok iyi rol yaptıklarını göstermektedir. Bu tarz iftira amaçlı aktörlükler, klan üyeleri arasında da yaygındır. Vicdan sahibi bir insanın yalan söylemesi mümkün değildir, oysa klanın bu iş kullandıkları kişiler en büyük iftiraları büyük bir inandırıcılık içinde -hatta kendilerini de buna inandırarak- atabilir, bu iftiranın gerektirdiği dramatik sahneleri rahatlıkla oynayabilirler.


Kara klan üyelerinin bir diğer özellikleri de sahte deliller oluşturmaktır. Hz. Yusuf'u bir kurdun kaptığı yalanını söyleyen kardeşleri, bu yalanlarını destekleyebilmek için üzerine kan sürülmüş bir gömleği getirmişler ve öne sürdükleri bu sahte delil ile inandırıcı olacaklarını sanmışlardır. Klan üyelerinin en büyük yanılgılarından biri de budur. Ürettikleri sahte deliller ile attıkları iftiraların, uydurdukları yalanların etkili olacağını sanırlar. Hatta kendilerini buna öylesine kaptırırlar ki, bir müddet sonra kendileri de söyledikleri yalana inanır hale gelirler. Oysa ne yalan söylemeleri, ne de yalanlarını destekleyecek sözde deliller oluşturmaları gerçeği değiştirmez. Gerçek mutlaka ortaya çıkar.


Müminler ise, bu gibi tuzaklar karşısında her zaman olduğu gibi, Allah'a tevekkül ederler. Hz. Yusuf da kendisine kurulan tuzaklar karşısında yalnızca Rabbimiz'e tevekkül etmiş, Allah da kendisine şöyle vahyetmiştir: '... Andolsun, sen onlara kendileri farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.' (Yusuf Suresi, 15) Hz. Yusuf, kardeşlerinin kendisini attığı kuyudan, yoldan geçen bir kervan vesilesi ile kurtulmuş ve daha sonra Mısırlı bir yöneticinin (vezirin) yanına yerleşmiştir.
Hz. Yusuf kıssasında, kara klanın yöntemlerini gösteren bir başka örnek de, Hz. Yusuf'un yanında bulunduğu vezirin karısının Hz. Yusuf aleyhine kurmuş olduğu tuzaktır. Bu tuzak, klan üyelerinin kendilerini korumak için nasıl pervasızca iftiralar atabildiklerini ve destekçileri tarafından nasıl korunup kollandıklarını göstermesi bakımından önemli bir örnektir. Vezirin karısı, Hz. Yusuf'un güzelliğinden etkilenip kendisine çirkin tekliflerde bulunmuş, Rabbimiz'den korkup sakınan Hz. Yusuf ise bu teklifi kesin olarak reddetmiştir. Bu durum karşısında öfkeye kapılan kadın, Hz. Yusuf aleyhinde iftirada bulunmuştur. Bu durum ayette şu şekilde haber verilmiştir:


Giulio Romano, Roma,1519
Hz. Yusuf'a tuzak kuran vezirin karısı, Hz. Yusuf kendisinden yüz çevirince arkasından gömleğini çekerek yırtmıştı. Yırtılan bu gömlek, asıl suçlunun vezirin karısı olduğunu gösteren önemli bir delildi.

Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." (Yusuf Suresi, 23)
Vezirin bu gelişmeleri öğrenmesi üzerine, kadın hemen yalana başvurmuş ve Hz. Yusuf'a iftira atmıştır:
Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?" (Yusuf Suresi, 25)


Kadının Hz. Yusuf için kurduğu tuzak bununla da kalmamış, bu gelişmelerin halk arasında yayılması ile birlikte, kadın kendi çıkarlarını koruyabilmek için Hz. Yusuf'un tutuklattırılmasını sağlamıştır. Kesin deliller Hz. Yusuf'un masum, kadının ise suçlu olduğunu kantılamasına rağmen, Hz. Yusuf toplumun önde gelenleri yani dönemin klanı tarafından hapishaneye gönderilmiştir. Konuyla ilgili ayetler şu şekildedir:


(Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir. Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir." Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi. (Yusuf Suresi, 26-28)
Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)


Bu ayetlerde klan ile ilgili, önemli bir adalet sistemi bozukluğu da göze çarpmaktadır: Deliller bir insanın suçsuz olduğunu gösterse de, sırf onu suçlayanların yaygaracılığı ve toplum içindeki konumları nedeniyle, onu suçlu gibi değerlendirip hapse atabilmektedirler. Bu da bizlere, klan tarafından hedef alınan kişilerin gerçekte suçlu olup olmadığının anlaşılması için, gerçek delillere bakılması, bunun yanı sıra "klan yaygaracılığı" ve aleyhte propagandalardan etkilenilmemesi gerektiğini gösterir.
Hz. Yusuf ile ilgili ayetlerde de açıkça görüldüğü gibi klan, çıkarlarının zedelenmesi söz konusu olduğunda karanlık düzenler kurabilmekte, bu düzenleri için sahte deliller oluşturabilmekte ve iftiralarıyla masum insanları acımasızca yok etmeye yeltenebilmektedir.


Din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda daha yaygın olmak üzere, günümüzde de pek çok insan, karalamalara, iftiralara, yalanlara maruz kalmakta, masum insanlar bunlar nedeniyle zarar görmektedir.


Kara klanın bu taktiklerini incelerken üzerinde durulması gereken diğer bir nokta da, kullanılan üsluptur. Hz. Yusuf kıssasında da gördüğümüz gibi, saldırıda bulunurken kendisini masum gibi göstermek, bu kişilerin kullandıkları önemli bir taktiktir. Bunun için gerekirse suni gözyaşları dökebilir, sanki saldırıya uğrayan kendileriymiş gibi yaygaralar koparabilir, toplumu yanıltmak için telkinlerde bulunabilirler. Üsluplarındaki pervasızlık ve çirkin cesaret hemen dikkat çeker. Bu cesaretin nedeni ise, klanın diğer üyeleri tarafından bir şekilde destekleneceklerinden emin olmalarıdır. Nitekim Hz. Yusuf kıssasında da görüldüğü gibi, vezirin karısının haksız olduğu somut deliller ile ispatlanmış olduğu halde, toplumun önde gelenleri Hz. Yusuf'u tutuklamışlar ve klanın çıkarlarına uygun şekilde davranmışlardır.


Ayrıca Kuran'da geçmiş toplumlardan verilen örneklerde, klanın bir diğer özelliğine daha dikkat çekilmiştir. Bu da klan mensuplarının kendilerinden çok emin olmaları, sinsi planlarının, ahlaksızlıklarının, suçlarının ortaya çıkmayacağını sanmalarıdır. Örneğin tarihin en azgın inkarcılarından biri olan Firavun, dönemin kara klanının en önemli temsilcisidir. Firavun ve onun klanı, Hz. Musa'ya ve iman edenlere tuzaklar kurar, onlar aleyhinde planlar yaparken, zaferin kendilerinin olacağına çok emindiler. Firavun ve çevresinin bu yanılgısı ayetlerde şu şekilde bildirilmiştir:


Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur; Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler. 'Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi). (Şuara Suresi, 53-56)
Ancak, "Yoksa kötülükleri yapanlar, Biz'i (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar?" (Ankebut Suresi, 4) ayetiyle de buyurulduğu gibi kötülük yapanların iyilere karşı galip olması asla mümkün değildir. Kara klan, düzenini devam ettirmek için ne kadar çaba gösterirse göstersin, hangi karanlık yollara başvurursa başvursun sonunda yenilmeye mahkumdur. Bu, Allah'ın değişmez bir kanunudur.


Kara Klanın Yaygaracılığı


Kara klanın mensupları, zaman zaman içinde bulundukları sapkın yaşam tarzını deşifre edecek olaylarla karşı karşıya kalabilirler. Son derece tehlikeli gördükleri böyle anlarda, kendilerini kurtarmak için başvurdukları en bilinen yöntemlerden birisi, halk arasındaki tabiri ile "yaygara koparmak"tır. Kullandıkları abartılı ve saldırgan üslup ile karşılarındaki kişiyi yıldırabileceklerini sanır, yaygaracılığın dikkatleri asıl konunun üzerinden dağıtıp, işledikleri ahlaksızlığı veya suçu unutturacağını düşünürler.
Örneğin uyuşturucu satarken veya kullanırken yakalanan bir klan üyesi, suçunu kabul edip pişmanlığını dile getirmek yerine etrafına içi boş tehditler yağdırıp, aslı olmayan iddialar ortaya atarak dikkatleri kendi üzerinden dağıtmaya çalışır. Çoğu zaman bir kısım basın da bu oyuna gelir ve bir süre sonra bu kişinin işlediği suçtan çok konuyla hiçbir ilgisi olmayan demeçleri, iddiaları ve iftiraları gündem olur. Halk asıl suçlunun kim, ana konunun ne olduğunu unutup klan üyesinin ortaya attığı tali iddiaları tartışmaya başlar. Bir yandan bunlar yaşanırken öte yandan klan da düzenini devam ettirir.


Yaygaracı bir üslup kullanılmasının bir diğer amacı da bunun çok yıldırıcı bir tutum olmasıdır. İnsanların bir kısmı yaygara koparan, saldırgan ve kışkırtıcı üslup kullanan insanlarla -haksız ve suçlu olduğunu bilseler de- mücadele etmekten çok çekinirler. Bu kişilerin yalanlarını deşifre etmeye, açıklarını dile getirmeye kimse pek cesaret edemez. Bu bilinen bir durum olduğundan, yaygaracılık kara klan tarafından sıkça kullanılan bir taktiktir. Zaten klan üyeleri de, kopardıkları yaygaraya rağmen kendileri ile mücadele edecek birisi karşılarına çıkarsa büyük şaşkınlık yaşarlar. Böyle anlarda da geri adım atmak yerine, daha büyük yalanlara, daha büyük oyunlara başvururlar.


Aslında kara klan tarafından uygulanan bu yöntem, Allah'ın Kuran'da bildirdiği şeytani özelliklerdendir. Şeytan da yalan söyleyen, insanları aldatmacaları ile tahrik edip kışkırtan, yaygara koparıp duran bir varlıktır. Allah şeytanın bu özelliklerini ayetlerde şu şekilde haber vermiştir:


Görmedin mi, Biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar. (Meryem Suresi, 83)
(Allah şeytana dedi ki:) "Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez. (İsra Suresi, 64)


Hz. Musa ve Hz. Harun'un Firavun hakkında kullandıkları bildirilen, "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz." (Taha Suresi, 45) ifadesi de, inkarcıların şeytana uyarak taşkınca tutumlar sergilediklerini gösteren bir diğer önemli işarettir.


Kara klanın ve benzeri gruplaşmaların taşkın ve saldırgan tutumlarına karşı iman edenlerin tavırları ise her zaman için itidalli ve dengelidir. Herşeyden önce iman edenler, Allah'a tevekkül ederler ve Allah'ın kendilerinin koruyucusu olduğunu bilirler. Bununla birlikte Allah iman edenlere, şartlar ne olursa olsun itidalli, adil ve sabırlı olmalarını emretmiştir. Bu nedenle müminler, kara klan hangi yönteme başvurursa başvursun asla onların üslubu ile muhatap olmazlar. Müminlerin kara klana karşı vereceği mücadele her zaman fikri zeminde olur. Zaten böyle bir mücadele de kara klanın sonunu getirecek, kurmuş oldukları din ahlakına aykırı yapıyı yerle bir edecek bir mücadeledir.


KARA KLANIN SONU VE YERYÜZÜNÜN AYDINLIK GERÇEĞİ
 

Sitenin buraya kadar olan bölümünde kara klanın yapısını, ideolojisini ve kurmuş olduğu sistemi ele aldık. Bütün bu bilgiler klanın iyi organize olmuş bir hareket olduğunu ve sistemini sürdürebilmek için her türlü tedbiri aldığını göstermektedir. Bu nedenle bazı okuyucularımız, klanın kurmuş olduğu karanlık düzenin kalıcı olduğu gibi yanlış bir kanaate kapılabilirler. Oysa tüm din dışı sistemler gibi kara klan ve kurmuş olduğu düzen de yok olmaya mahkumdur. Allah Kuran'da bize, iman edenlerin ve iyilikten yana olanların kötülüğe karşı verdikleri mücadelede kesin olarak galip geleceklerini müjdelemiştir:
Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139)



Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et...
(Furkan Suresi, 58)

Zaten klan üyelerinin de sürekli tedirginlik ve endişe içinde yaşamalarının ana nedenlerinden birisi, sistemlerinin ne kadar çürük ve kırılgan dengeler üzerine kurulu olduğunu biliyor olmalarıdır. Bir gün bir şekilde, yaptıkları kötülüklerin, işledikleri suçların hesabını verecek olma ihtimalleri klan üyelerinin şiddetli sıkıntı duymasına neden olur. Hesap vermek demek, onlar için hayatın anlamını ve değerini yitirmesi demektir. Bu nedenle sürekli kendilerine ve klana katılan kişilere, "güçlü oldukları" ve "kimseye hesap vermeyecekleri" aldatmacasını anlatırlar. Sahip oldukları imkanların hiç ellerinden gitmeyeceği yanılgısına kapılan bu kişiler, kurdukları planların da eksiksiz olarak işleyeceği kanaatindedirler. Zaman da bu insanların kendilerini kandırıp aldatmalarına neden olur, almaları gereken karşılığı kimi zaman hemen görmemeleri bu kişileri yanıltır. Allah Kuran'da bize bu insanlara belirli bir süre tanıdığını, ancak bu sürenin sonunda kendilerinin de asıl gerçeğe şahitlik edeceklerini bildirmiştir:


De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri-gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir." (Meryem Suresi, 75)


O gün kimsenin kimseyi koruyamayacağı ve hiçbir makamın, hiçbir malın hiç kimseye fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün klan üyelerini, Allah'ın vereceği karşılıktan koruyabilecek ne bir örgüt kalmıştır ne de tek bir kişi. İnsanlar ahiret gününde, dünyadayken yaptıkları kötülükler ve ahlaksızlıklarla aralarında uzak bir mesafe olmasını ister, dünyaya bir kez daha dönebilmek için Allah'a yalvarırlar. Allah Kuran'da bizlere, "... Kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır..." (Nisa Suresi, 85) ayetiyle her insanın yaptığı ile karşılık göreceğini bildirmiştir. Başka ayetlerde ise, Allah insanların ahiret günü içine düşecekleri durumu şöyle haber vermiştir:


Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi. Hesabımı hiç bilmeseydim. Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı. Güç ve kudretim yok olup gitti." (Hakka Suresi, 25-28)
Üstelik ortak olduklarını düşündükleri kişiler de kendilerinden uzaklaşmıştır. Dünyada iken kendilerinden güç buldukları, birlikte günah işledikleri, asla kendilerini yalnız bırakmayacaklarını düşündükleri herkes etraflarından dağılmıştır:


Üzerlerine (azab) sözü hak olanlar derler ki: "Rabbimiz, işte bizim azdırıp-saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp saptığımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Şimdiyse) Sana (gelip onlardan) uzaklaşmış bulunmaktayız. Onlar bize tapıyor da değillerdi. Denir ki: "Ortaklarınızı çağırın." Böylelikle çağırırlar, ama kendilerine cevap vermezler ve azabı görürler. Hidayet bulmuş olsalardı ne olurdu. (Kasas Suresi, 63-64)


Allah'ın ayetlerde de bildirdiği gibi inkarlarından vazgeçip tevbe etmeyenler, Allah'ın kendilerine verdiği nimetlerle şımarıp azgınlığa kapılanlar, Allah kendilerini azap ile yakaladığı zaman ne kadar büyük bir yanlış içinde olduklarını daha iyi anlayacaklardır. Ancak Allah bize ayetlerde, dünya hayatında da inkarcıların yenilgiye uğrayacaklarını ve güzel ahlakın insanlar arasında yayılacağını haber vermiştir. Allah'tan başka kimseyi veli edinmeyeler ve kötülüklerden sakınanların, çevrelerindeki insanları da kötülükten sakındırmak için çaba göstermeleri gerekir. Bu çabanın sonucu, Allah'ın izni ile, kara klanın yeryüzünde zorbalığa ve zulme dayalı kurmuş olduğu sistemin sonunun gelmesini, bunun yerine aydınlık, huzur ve güven veren bir ortam tesis edilmesini sağlayacaktır. Allah iman edenlerin üzerindeki bu sorumluluğu Kuran'da şu şekilde bildirmiştir:


Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?... (Hud Suresi, 116)
Allah insanları barışa ve esenliğe davet eder, iman edenler de Allah'ın kendilerine yüklediği iyiliği emretme, kötülükten men etme sorumluluğunu gereği gibi yerine getirdiklerinde, gerçek din ahlakını bilmeyen ve tanımayan pek çok insan Kuran'a yönelecek ve Allah'ın razı olduğu gibi bir yaşam sürmeye başlayacaktır. Klanın kurmuş olduğu karanlık yapının ortadan kaldırılmasıyla kargaşa, yokluk, huzursuzluk, güvensizlik, adaletsizlik, haksızlık gibi sıkıntılar sona erecek, dünya barış ve refah dolu bir mekan olacaktır. Sokaklar güven içinde dolaşılabilecek yerler olacak, hukuk sistemi gerçek anlamı ile adaleti temsil edecek, Allah'ın insanlara verdiği nimetlerden herkes eşit olarak faydalanacak, eğitim ve sağlık alanlarında herkes eşit imkanlara sahip olacak, sanata gereken değer ve önem verilecek, yaşanılan mekanların kalitesi yükselecek, bilim ve teknolojide büyük ilerlemeler kaydedilecek, insanlar birbirlerine sevgi, merhamet ve şefkat ile yaklaşacak, suç oranlarında büyük azalma görülecektir.


Unutmamak gerekir ki, bu saydığımız güzelliklerin gerçekleşmesi için dua edip çaba göstermek iman sahibi herkesin sorumluluğudur. İman edenler ihlasla ve samimiyetle, din ahlakını yaymak için çaba gösterdiklerinde Allah muhakkak, müminleri "...yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracaktır." (Nur Suresi, 55) Bizim de duamız tüm Müslümanlar gibi, "insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini" görmektir:


Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman,
Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,
Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 1-3)